Dr. Mustafa USLU

Psikolojik Danışman

Depresyondayım..!!

2 yorum

Depresyondamıyım acaba?

Hayatınız boyunca kaç defa sordunuz bu soruyu kendinize?

Ya cevaplarınız?  Şu an cevabınız?

Beraber bu sorunun cevabını arayalım ne dersiniz?

Klasik tanıları biraz magazinleştirelim…

Stres, kaygının da ötesinde bir durum bu depresyon, ötesi majör depresyon (somatik-bedensel belirtiler ki beden de sivilce,kızarıklık, hatta şişmeler görülür),onun ötesi gastirit-ülser gibi mide rahatsızlıkları, onun ötesi mide kanaması vb, hatta kanser…. Boşuna dememişler atalar; “duvarı nem, insanı gam yıkar” diye…Eee hocam ölecez elbet, bir bahane gerek derseniz de o sizin bileceğiniz iş.

Sebebi Nedir?

Hormonal olabilir, Ergenlik,  Lohusa ya da adet dönemleri, Ebeveyn, yada yakın aile bireyleri, dost-arkadaş-eş kayıpları, Ayrılık yada boşanma, Başarısızlık-işe yaramama duyguları,çocukken fiziksel veya cinsel istismara uğrama, bazı ilaçların kullanımı, ailede depresyona yatkınlık öyküsü olanlar…vs. vs. Bir de yersiz sebepsiz bazen mevsimsel laf olsun diye depresyona girenler de var tabi )) Sınavlarda en güncel olanı sanırım )))


Şunlara dikkat!!

* Yaşamdan zevk alamama:  Ne yediğinin ne içtiğinin tadı var, iş yapmakla ilgili motivasyon yerlerde,  bunalım hat safada, bir sayfa yazıp 3 sayfa okumaktan aciz hissetme, her an yapamadıklarından dolayı suçluluk hissetme….

* İştah ta değişiklik: Canım hiç bir şey yemek istemiyor, ya da hep bir şeyler yemek istiyorum!  Her ikisi de tehlikeli, ya bünyenizin ümminasyonu(bağışıklığı) çöker ya da kaçınılmaz kilolar…

*Uyku da düzensizlik: Ya uyku haram olur ya da hiç kimseler uyandırmasın da aylarca uyuyayım havasındasındır. Oysa ki yetişkin için karanlık ortamda ort 6 saat deliksiz-sağlam  uyku elzemdir. Vücudu şarj eder, Psikolojini de. Sabah uyandığın da iç sıkıntıyla uyanırsın,

*Yersiz Ağlamalar ya da Gerginlikler:  Zırt pırt, ota  bo** ağlanılır. Dinlediğin bir müzik ya da izlediğin filme, arkadaşının sorununa… Agresiflikler hat safhadadır. Geçmiş çoğu zaman pişmanlıklar ya da keşkeler olarak su yüzüne çıkar ve ağlatır…Kırıcı olursunuz ve fevri, yersiz çıkışlarla en yakınlarınızı ve dostlarınızı kırabilirsiniz çünkü katlanacak enerjiniz yoktur.

*Her şeyden uzaklaşmak isteği: Alıp başını her şeyden-her kesten uzaklaşmak istersiniz. Keşke yapabilseniz işe de yarar hani….konsantrasyon ve hafıza bozuklukları, kararsızlık da bunlara eklenebilir…

*Umutsuzluk: Gelecekle ilgili umutların ışığı muma dönüşür; gelecek, karanlıkta uzaktan mum ışığı gibi görünmeye  başlar. Ardından felsefi sorgulamalar gelir, hayatın anlamı aranır, hiçlik ya da maneviyata yönelim olur.  Umudunu kaybeden geleceğini kaybetmiş hisseder…

*Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimi: “Ölsem de kurtulsam” düşüncesi, sanki ölünce kurtulacakmışız gibi :-)

Daha neler mi ? baş ağrıları, sindirim bozuklukları, ve kronik ağrı gibi tedaviye cevap vermeyen inatçı fiziksel belirtiler; suçluluk, değersizlik, çaresizlik, umutsuzluk, karamsarlık duyguları; alkol ve diğer uyuşturucu maddelere bağımlılık; anksiyete bozuklukları, özellikle panik ve fobik belirtiler ve yeme bozuklukları, cinsel isteksizlik….

Gerisine aklınıza gelebilecek kötü ne varsa koyun derim. Boşuna dememişler çağın en ağır hastalığı diye….

Ne Yapmalı? Ne yapmalı da kurtulmalı şu meretten??

*İlk  olarak “titre ve kendine dön” ata düsturunu yerine getirmek lazım, silkinip üzerimizdeki tozları atmamız gerek. Son günlerin rutinini bozmak gerek, yani yaptıklarından farklı bir şeylere yönelmek gerek…Kağıdı kalemi ele alıp olup biteni yazıp somutlaştırmak gerek.

* Dertli müziklerden KESİNLİKLE uzak durmak gerek. Arabesk, nağmeli, acıklı duygusal müziklerden bir müddet mümkünse -ki kendinize güvenmiyorsanız-  uzak durunuz. En mutlu olduğunuz anda bile sizi çökertebilecek epey eser var bu memlekette. Tersi de işe yarar bulabilirsen!! mutluluk veren şarkılar dinle, oyun havaları gibi ))

* Gergin, stresli, daima asık yüzlü ya da sık sık sorunlarından bahsedenlerden uzak durup sizi mutlu edenlere yanaşın derim. Zaten senin derdin sana yeter. Ya da paylaştığına değer kişiyi bul ))

* Uykuyu düzenle, düzenli sağlam uyku uyumaya çalışmak gerek, yoğurt-süt, adaçayı-ekinezya falan filan , müsekkinlere  (sakinleştiriciler) abone olunuz özellikle akşamları..

*Uyaranlardan uzak durmak gerek, kahve, demli çay, sigara ve alkol!!! Arada bir tek atmak ?? onu bilmem artık.

*Tebdili mekanda ferahlık var, kendini dışarı at, dağa bayıra, kıra…Çık bir tepeye doyaaa doya bağır  iyi gelir. Tatil,ahhh tatil sen nelere kadirsin. Varsa fırsatın kesinlikle işe yarar.

*Hayatını planlamaya çalış, ajandan olsun ( benimde yok :-) ) Düzen ve plan çoğu zaman zihni rahatlatır, yaşamı daha da somutlaştırır. Çoğu zaman 3-5 konu kafamızda 300-500 gibi algılanır ve motivasyonu sıfırlar. Aciliyetine ve çözülebilirliğine göre sıralayıp harekete geçmek işe yarar. Yoksa olduğun yerde sızlanıp durursun.

*Ana işin haricinde meşguliyetler bul, enstrüman kursu, koro, güzel sanatlardan birisinde kurs vs. Kendini iyi hissetiğin bir uğraş olsun ve bu da yeni çevreler demek ))

*Kendini olumsuz eleştirme ve de eleştirmeye kalkanlara bu hakkı verme, giyim-kuşam-makyaj saç her neyse yeniden iyi hissedeceğin şekilde ele al, ayna karşısında kendini accık iyi hisset!!

* Kendini ödüllendir, Sevdiğin şeyleri yap, sinema-tiyatro, yemek vs. Kadınlar zaten çok iyibilir ayarında alışveriş yap :-)

*Ana haber bültenlerini ve dram!!! yüklü dizileri izleme… Sıkıntı dan başka hiç bir şey vermez. Dünyanın sonu olmaz emin olun!!

*Anti-Depresanlar? İngilizcesi olanlar lütfen şu link i açıp bir incelesin. http://www.breggin.com/ Dünya da en önde gelen farmakologlardan biri Olan Dr. Breggin Asla diyor. Bence Çooook kötü durumda değilseniz uzak durun.  Artık Leblebi gibi Lustral kullanılan memleketimde uzmanlar zart diye her önüne gelene yazar oldu!!

*İzlediğiniz film ve okuduğunuz kitaplara dikkat ediniz, çoğu hasta derecesinde bilinç altı sıkıntılarla yazılmış gibi duruyor. Kendinizi zehirlemeyiniz.  Eninde sonunda özdeşleşip etkileniyorsunuz. Hele hele dram ve korku filmleri, UZAK durun!!

*Beslenmeye önem verin doğru gıdaları alarak ta depresyondan çıkabileceğinizle ilgili yayınlar var.http://www.xprodoksit.com/yazi/depresyon-icin-beslenme-onerileri Ender Hocanın tavsiyeleri yerinde.

*Spor ahh spor, keşke düzenli olsa zaten depresyonunuz kalmaz, ama en azından gidip yürüş yapın sabahları erken yada akşamları. Yüzme en kralı; su her şeyi alıp götürüyor :-)

Depresyonun uzun süreli bir hastalık olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Ve depresyonla tedavinin aslında bir tür mücadele olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bir anda başımız ağrıdı gibi, aspirin içip de herşeyin düzelmesini beklemeyeceğiz. O yüzden kendimizi hazırlayarak böyle bir tedaviye girmeye hazırlıklı olmamız gerekiyor. Mücadeleye başlamak gerek..

Aklıma gelenler bunlar, Sağlıklı Günler Dileğiyle…

Dr.Mustafa USLU

Psikolojik Danışman


Evli ve çocuk sahibi kimle konuşursanız konuşun ; iş ve çalışma hayatından bahsederken, zorluklardan, hayatın geçiciliğinden, anlamından bahsederler ve eklerler: ” Kim için çalışıyoruz ki, her şey çocuklar için, onlar bizim gibi hayatın rezilliğini çekmesin, daha iyi olsunlar, gelecekleri kurtulsun, bizim gibi sıkıntı çekmesinler” derler.

Doğru söze ne hacet? Hepimizin hayatının merkezine yerleşir çocuklarımız. Onlar dır odak noktamız. En küçük ateşinde, öksürüğünde uyuyamayız sabaha kadar… Öyle anlar olurk i Allah a yalvarırız, ona verme bize ver sıkıntıyı diye…

Her türlü sıkıntıya, iş yerindeki streslere onlar için katlanırız, “yemeyiz içmeyiz, saçımızı süpürge yaparız, dişimizden tırnağımızdan arttırıp onlar için harcarız” Onlar bizim geleceğimiz, her şeyimiz çünkü….

” Giydiğim elbise, şu kadar yıllık, ayakkabım şu kadar lira, ama çocuklara Adidas- Nike alıyoruz, bari onlar mutlu olsun” diyeni çok duymuşsunuzdur…

Buraya kadar özveriler genellikle maddi imkanlarla ilişkili, ben diğer boyutlara değinmek istiyorum.

Teşekkürler sevgili ebeveynler, iyi ki varsınız, Allah sizi çocuklarınızın başından eksik etmesin ( Amiiiiiin dediğinizi duyuyorum şu an  :- )  )

Günlük ev tablosu, Çalışan ebeveynler için…

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı, okula yada bakıcıya çocuğu hazırlayıp bırakmak, ardından 5 e  kadar iş yeri, 6-6.30  da ev.. Anne mutfakta sofra-akşam yemeği- ortalığın kaldırılması- bulaşıklar… Saat 8-8.30 oldu. Muhtemeldir ki  annenin dizisi, babanın futbol ya da haberleri-tartışma programı… Çocuk????

Okula gidiyorsa direktifler başlar; “Ödevini yaptın mı”? Hadi odana, kontrol edeceğim vs vs…”

Çocuk diğer oda da kendini yalıtılmış ve cezalandırılmış hissedecek, zırt pırt sizin tv li odanıza gelip bir şeyler sorma bahanesi ile oradan ayrılmayacak!!!  ”–Anne bilgisayarda oynayabilir miyim?  ” —Ödevini bitir önce, daha sonra!!!”

Çözüm: ” O lanet olası drama budalası dizilerini ve saçma sapan iç karartıcı haber ve tartışma programlarını KAPAT!!”   Çok mu zor??  Pardon kim için çalışıyordunuz?????

2 saat kapatıp elinize bi kitap, gazete, el işi vs alıp çocuğunuzla aynı odada hep beraber aile olarak bulunsanız ne olur?? Çok mu zor? Pardon kim için çalışıyordunuz?????   O sizi çok özlüyor ve sizinle vakit geçirmeye ihtiyacı var, siz özlemediniz mi?

Aile olmak zor tabi!!!

Sonra gelip yakınmalar ” hıbı dı bıbı dı  çocuğumun  vs vs vs sorunları var ne yapalım”  Önce aile ol, o na zaman ayır   denir!!!

İkinci bir konu; Her evde kalorifer yok ve yılda 6 ay  evin ısıtılması gerekir, soba varsa 1 oda, orası da oturma odası, yani ortak kullanım. Çocuk burada ne yapsın? Oyun nasıl oynayacak?  ” Çocuğum yapma!! kıracaksın, dökeceksin, sessiz ol, oyuncaklarını topla…!!!”  İç Anadoluda çocuk 6 ay eve hapsolmuş durumda. Ve de 1 odaya, o dayı da onun kullanımından alıkoyuyoruz…

Geleneksel Türk ailesinde en güzel ve en büyük oda  ”misafir odası” olarak dizayn edilir. Her an misafire hazır, temiz ve tertipli. Üstelik Kilitli :-)

Çocuk odası var mı? Yok!!! Varsa da en küçük olanı!!

Misafir hangi sıklıkta gelir? Her gün mü? cevabını siz verin.. O lanet odaya bir kaç camlı dolap, dolabın içine 3542 parçalık yemek takımı, gümüşler vazolar vs.. Aynı anda 40 kişiyi ağırlayacak tabak çanak bulunur ne hikmetse???  Her şey hava atmaktan ibaret!!!  Pardon kim için çalışıyordunuz?????  Sanırım misafir için…))

Derim ki , misafir buyursun ben nerede oturuyorsam orada otursun, ne yersem beraber o da yesin başım gözüm üstüne!! O adayı boşaltıp yerde boydan boya halı, oyuncakları her yerde, dilediğince odasının duvarlarını karalayabileceği bir ortam verelim çocuklarımıza, madem onlar için çalışıyoruz, madem odağımızda onlar var, madem en değerli o zaman en büyük o da onların olsun!!!

Üçüncü konu , çocukların okuluna düzenli şekilde ziyaret edip öğretmenleri ile irtibat halinde olmakla ilgili… Ne zaman veliler toplantısı yapılsa yarısı olmaz, olanlar da sadece anneler!!!  o annelerin çoğuda ilk konuşmanızda size “baba” nın ne kadar anlayışsız bir “öküz” olduğundan yakınırlar. Babalar nere de? ” Çocukları için çalışıyorlar!!!!”

Kulakları çınlasın Tekirdağ Endüstri Meslek Lisesi Müdürü 1996 senesinde veliler toplantısında velilere hitaben şöyle konuşmuştu:

— İçinizde çiftçi olanlar var mı?   —- var.

—Kabak ekermisiniz?    —evet

— Nasıl yetiştirirsiniz?    — hocam bir gün suyu, bir gün otu, çapası, ilacı derken gün aşırı bahçedeyiz!!

Cevabı mükemmeledi :

— Be adamlar, şu çocukları okula gönderdiniz göndereli kaç defa gelip, ilgilendiz sordunuz vs…?  Çocuklarınızın  KABAK kadar da mı değeri yok yanınızda ?

Kabağı çocukları  için ekip yetiştirip  para kazanıyor ama !! Gelemeyen veli çocukları için çalıştığından gelemiyor çocuklarının okuluna!!!!

Dördüncü bir konu;

Sıklıkla veliler çocuklarının bilgisayara, bilgisayar ounlarına, ya da internete çok fazla düşkün olduklarından, önleyemediklerinden dem vururlar…

Ne yapmalı?

Çocuk okuldan gelince yatma saatine kadar muhtemel 4- 11 arası 7 saat vakti olacak, Bu vaktin 1- 2 saati bilgisayarla normal ama geriye kalan saatinde çocuk boş kalmamalı!

Hepimizin içinde ukde dir bir enstrüman çalamamak. Ders çıkışı bir stranç, ebru, spor dalına ve müzik aleti öğrenmeye yazdırın derim..3- 5 farklı branş ve enstrümanı denesin ve bir müddet sonra kendisine uygun olan da devam etsin. Tek kurtuluş çocuğu doğru yönlendirmeyle oyalamaktır.  Zaten geriye pek de bir vakti kalmayacaktır, bizler plansız yetiştik ama çocukların zamanı  doğru planlayabilirsek sıkılmadan hem başarılı hem de sosyal yetişebilirler…

UNUTMAYIN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN ÇALIŞIYORUZ  :-)

Dr. Mustafa USLU

Psikolojik Danışman

Çehov Eğer sen, kusursuz olsaydın; Başkalarının kusurlarını bulup çıkarmaya bu kadar meraklı olmazdın..

Neden kadınlar diğer kadınları acımasızca eleştirir elbisesini fiziğini iyice süzer? kendini neden bu şekilde iyi hisseder?

Neden diğerlerinin olumsuz hareketlerini daha seçici görür ve bunu başkalarına anlatma ihtiyacı duyarız?

Fizyolojik, genetik, arkaik yanı bir tarafa ama ben başka bir yönden ele almak itiyorum bu sorunun cevapları…

Bir düğün salonunu düşünün, masanızda  3-5 bayan var, o esnada kapıdan yeni girenler… Kafalar o tarafa çevrilir, iyice bir süzülür baştan ayağa, yada ayaktan başa )) Ardından süzenlerin yüz ifadeleri ve yorumları gelir..:

Büzülmüş ve alaycı bir suratla;

” Iığğ saçlara, makyaja, kilosuna, elbiseye ve rengine, şalına…artık her neresine ise acımasız eleştiriler !!”


Finali ; ” o topuklularla ne rüküş olmuş, o ayakları nasıl sokabilmiş içine!! ” :-)

Bu bütün gece boyunca devam eder, dans eden, oynayanları izleyerek daha fazla eğlenilir…

Bu durum sınıfa yeni giren diğer bir bayan arkadaşına, alış veriş merkezinde gördüklerine, sokakta hatta tv de izlediklerine kadar sürdürülür..

Sebebi;;;

Düşünün evden çıkarken, o gün için ayna ve gardrop karşısında harcanan zaman ve emeği.. Son olarak kendini ennnn iyi hissedeceği bileşenleri(saç+makyaj+elbise+ayakkabı..) oluşturarak evden çıkar.. Kendini iyi hissediyordur artık. Fakat hala bir şeyler eksiktir zihninde ve bu rahatsız eder kişiyi. Fazla kiloları, basenleri, ayakkabası vs. vs.. Her şey hiç bir zaman tam olmaz kadında kendini güzel ve iyi hissetmesi için!! Hep bir şeyler eksiktir??

bu eksiklik nasıl giderilecektir? Başkalarının kusurlarını görerek, fark ederek ve ettirerek…

Düşünün herkesin bi yerlerinde hata görürseniz, “o nun şurası, bunun burası!! ” bir müddet sonra kendini iyi hissetmeye başlayacak..

Sonuç ;;;

“Evet benim de eksiklerim var ama diğerlerinin benden daha fazla ya da az veya çok kusurları var..”

“Çok da kötü hissetmem gerekmiyor yani!!!”

Olan şu ki iyi hissetmek için diğerlerine acımasız davranmak. Onların üzerine basarak kendimizi yüceltmek!!

Aklıma koyunla keçinin hikayesi geldi :-)

Malum kahramanlar bir su yatağına gelirler. Koyun önceden atlar karşı tarafa ve kuyruğu havalanarak malum uzvu meydana çıkar. Keçi de “koyun kardeş uzvun* çıktı ortaya” der ve şen kahkalarla güler. Her gün ama her gün koyunla dalga geçer…

Oysaki keçinin kuyruğu hep havadadır,  yaşamı boyunca her şey   meydandadır.

Koyun dayanamaz der ki ” bana güleceğine dönde kendi …….bak der”
Anafikir : Birinin biryeriyle alay etmeden önce kendi bi yerimize bakmamızı anlatan çarpıcı bir hikayedir.


Özcümle   “Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol” Hz.Mevlana

Dr.Mustafa Uslu

Keklik Sendromu !!!

9 yorum

Keklik gibi kanadımı süzmedim
Murat alıp doya doya gezmedim
Bu kara yazıyı kendim yazmadım
Alnıma yazılmış bu kara yazı
Kader böyle imiş ağlarım bazı
Gönül hey hey hey sebep oy

Bu yazıyı yazarken açtım bir yandan da dinliyorum Erdal Erzincan’dan bu Erzincan Türküsünü…Ne güzel özetlemiş ozan yaşadığı ömrü, çektiği sıkıntıların boyutunu.

Geçenlerde yaptığım bir danışma seansında, danışanım sorunlarını anlatırken ” herşey geçmişe dayanıyor, bir türlü aşamıyorum” demişti… Öyle bir hayattı ki yaşadığı, hep mücadele hep mücadele. Ardından kalıcı hayat yorgunluğu, geçmişte kalan keşkeler, imkansızlıklar, acılar…

Belli bir yaşın üzerindeki bireylerle yapılan danışmalarda sıkça rasladığım bir durum size bahsedeceğim sendromda.

Yokluk ve fakirlik ilk ortak nokta ; Maddi yoksunluklar her türlü gelişimin önüne geçmiş koskoca bir duvar olarak orada durur onların hayatında;  ” giyecek ayakkabı, elbise, yiyecek yemek, başlarını sokacak bir ev…YOKTUR!!”  Geçim derdi gerçek bir derttir..

Ailede ebeveyn kayıpları, ayrılıkları ve bunun yolaçtığı üveylikler ;En büyük destekten yoksun büyümek, Ana ya da Baba dan herhangi birisinin yokluğunda karşılanamayan sevgi açlığı, doldurulamayan boşuklar…

Sosyal destek yoksunluğu; güncel tabirle “dayı” yoksunluğu…Elinden tutan olmamıştır!

“born with a silver spoon in the mouth.” –”Ağzında gümüş kaşıkla doğmak”

Doğuştan şanslılar için kullanılan bir tabir.  Bu sendromu yaşayanların kendilerini tanımlarken kullandıkları çarpıcı bir deyimdir…”Anadan atadan bir şey yok-her şeyi tırnaklarımla kazıyarak bu hale getirdim!!”

Konumuzun keklikle alakası şuradan geliyor. Keklik diğer kuşlardan farklı olarak kanat ve gövde oranı açısından biraz tavuğu andırdığından uçuşta zorlanır yüksekçe yerlerde dallarda duramaz,  ”daima kanat çırpmak zorundadır!!” Bilirki çırpmayı bırakırsa düşer!!  Gönlünce kanatlarını açıp süzülemez!! Hep yerlerdedir!!!  Ötüşü ise hüznü çağrıştırır;” iki keklik bir derede ötüyor, ötme de keklik derdim bana yetiyor..”

Benzer olarak, geçirilen hayatta yaşanılanları özetlerken birey; ” yorgundur, çünkü hep çalışmıştır;  hep çalışmak zorunda kalmıştır, bakmak zorunda olduğu birileri vardır (ki eğer kendinize bakabilip buna ilaveten birlerine de bakabilenler daha iyi anlar),  Gönlünce gezememiş, ayaklarını rahatça uzatamamıştır (dünyanın sefası sürememiştir).  Bilirki çalışmayı bıraktığı anda aç!!

Aylık yeterli maddi destek sağlıyacak atadan kalma kira mülkü yok! Çoğu zaman maddi  birikimleri ile gurur duyarlar ki yemeden içmeden, dişinden tırnaktan arttırıldığı için  önemlidir ve  Çocuklarına bunun vijdani yüklemesini mutlak yaparlar, sorumluluk almalarını isterler..

Her an  ”bir kara gün ” beklentisi ile yaşarlar, ve bunun için köşede ayrılan bir kaç bilezik yada yastık altı paraları vardır. Haksız da değiller çünkü yaşadıkları yaşamsal krizler bu tecrübe için yeterlidir. Zor günleri hep gardını indirmeden beklerler bu da onları yorar doğal olarak.

Yaşamları bir başarı hikayesi gibidir. ( Bakınız ; Resilience:  failure, rejection, grit ” Yılmazlık”). Gururla anlatacakları bir yaşam hikayeleri vardır.

Arabeske yatkın yapıdadırlar, sadece müzik olarak değil, yaşamı anlamlandırmaları ve tepkileri de böyledir… Çok kolay “batsın bu dünya” moduna geçiş yaparlar. En mutlu anlarında bile ; “kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde….” tarzı bir müzikle “batsın bu dünya” moduna dönüşleri 3-5 sn sürer sadece…Kendilerini hep “acıların kişisi” olarak hissetme eğilimleri vardır.

Hayatla ilgili edindikleri düsturlar, özlü sözler, ve önemli tecrübeleri vardır ve bunu paylaşmayı severler. “bu hayyatta bir tek şeye inanırım, o da …..” “bi kere şu 3 şeye itibar etmeyeceksin,bir……”

Kader ve yaşam senaryolarına dair olumsuzdurlar…İsyan etselerde kaderci bir anlayışı benimsemek onları rahatlatır çoğu zaman. “Bu toprağın altı da var” dır!!  ”Kefenin cebi yoktur” “Dünya Sultan Süleyman’a kalmamıştır”.. Tesellisi Allah’a havaledir…

…………

Daha da aklınıza gelirse özellikleri lütfen yazının altına siz ekleyin..

Gelelim biz nasıl yardımcı olabiliriz kısmına???

Keklikle ilgili atladığımız bir şey var o da “kekliğin aldığı mesafe” !!! Her nekadar kanat çırpsa da her zaman çabanın sonucunu, mükafatını alır..

“Hep çalıştın ve şu an bu sizi siz yaptı!! ” Çalışmaların sonucunda elde edilenlere; “Aile, eş ve çocuklar, maddi imkanlar, ev, araba vs.” vurgu yapılmalı…

Bir hayat hep mücaleyle geçmiştir, rahmetli deden ya da baban muhtemeldir ki senden da ha zor bir hayat geçirmiştir, ve yine muhtemel ki çocukların senden daha  rahat  bir hayat geçirecekler…Çocuklarına sunabildiğin imkanlar unutulmamalı, danışmada vurgulanmalı.. Atadan beri iyileşme  süreci vurgulanmalı…

Hayat geçmişten bu yana , her kültürde, her devirde, nüfusun çoğunluğuna hep zor olagelmiştir…Sedrik (Cedric) in değine benzer olarak  köylüysen, işçiysen…hayat gerçekten zordur. Bu hayatın sana hazırladığı özel bir menü değil çoğumuza hazırladığı bir menüdür, bunu bilmek ne işimize yarar??? Belki  yalnız olmadığımızı bilmek iyi gelebilir…

Acıları yaşayıp göğüsleyebilmek bizi olgunlaştırır, halden anlayana dönüştürebilir; İsyanla acımızın bedelini  başkalarına ödetmektense , bir başka düşene el uzatmamızı sağlar,merhametimizi arttırır.

Hayata küsmek yok, hayat size her acıyı taddırsada, taddığınız güzellikleri de arada hatırlamakta fayda var…Arada yaşanılan sadece kötü ve zor anları hatırlayarak genelleştirmelerden uzak durmalı.” hep zorluk, hep acı, hep ıstırap…yorgunum dostlarım yorgun!!”  Bi dk!! evlendiğiniz günü hatırlıyormusunuz? ne hissetmiştiniz? Ya kazandığınız sınavlarınız? Ya ilk çocuğunuz doğduğunda?  İlk maaşta ne hissetmiştiniz? her şey bitti dediğiniz anlarda hayatınıza giren “hızır ” durum ve kişiler karşısında??       Yapmayın  lütfen!!! Hayat hep kötü değildi.

Ama ve Fakat la başlayan direnç cümlelerini bir tarafa bırakarak bir kere de geçiştirmeden elde ettiğiniz güzelliklere odaklanın..Her şeyin bedeli olduğunu unutmamak lazım, ve belki siz biraz fazla ödediniz biliniz ki zor kazanılan her şey daha değerlidir :-)

Ve hala da sağlığınızı kaybetmediyseniz şükredin mutlu olun ve değerini bilin   derim…

Eğer ölüm döşeğinde değilse size bunları anlatan, hala alacak nefesi varsa bu dünyada; onu yarına umutlandırın, ve yaşayacağı güzel şeylerin değerini bilerek yaşayacağı için şanslı olduğunu hatırlatın…

Ve son olarak kendimce bir şey, “kendi ekmeğimi çalışarak kazanabilmek — her şeye;  zorluklara iniş ve çıkışlara, kayıplara, hastalıklara…rağmen çalışabilmek” çooook güzel :-)

Her şeye rağmen yaşamak , yaşayabilmek , nefes alabilmek çoookkk güzel :-)

Dün gece arkadaşlarla sohbetliyoruz , 3-5 saati geçti oturmamız. Bir taraftan da radyoda yerli bir kanal açık ve şarkılar çalıyor. Gecenin sonlarına doğru farkettim ki bir tane dahi hüzün olmayan, içinde mutluluğu anlatan sözleri ve melodisi olan şarkı dinlememiştik. Diyeceksiniz ki, kanalın tarzı o türlü yayın yapmak??? Eee, düşünmesi de size kalmış, kaç tane şarkı hatırladınız aksi yönde, bir elin parmağını geçirebildiyseniz sayılarını binlerce şarkı arasından, lütfen yorumlar kısmına ekleyiz ki bizleri de aydınlatın…

Neden yazılanların çoğu gidene yazılır? İnsanın üretebilmesi için içinin yanması mı gerekir? Acı olmadan ürün de olmuyor galiba. Hiç mi yanındakinin değeri yok ?

Evde eşiniz, “sizi seven size hürmet ve saygı gösteren, hastalığınızda bir tas çorbayı size sunan, iyi günde kötü günde yanınızda olan” yada evlenmeden önce sevdiğiniz yanınızdayken kalkıp ta ona şiir yazıp, var olan sevginizi ve size yaşattıklarını kaleme, melodiye dökmek varken ki bu onu çok mutlu ederdi sanırım; illaki onun sizi terk etmesini, aldatmasını beklemek niye??

Bütün şarkılarda, gidenin yokluğunun verdiği acı, ıstırap, ona duyulan özlem ve arayışlar vardır, yani kısaca mesaj şu : EŞŞEKLİK ETTİM, DEĞERİNİ BİLEMEDİM ya da EŞŞEK OĞLU EŞEK DEĞERİMİ BİLEMEDİN!!!!   :-) p

Bu şarkıyı ortaya çıkarmadan bilseydin değerini de sevgini önceden yazsaydın ona,

Gerek kalmazdı sanırım ardından bunlara.

Artık düşmüşse gönlün en kızgın nara ,

Anlamsız artık giden için attığın bunca nara.   :-) ))

Sanırım sorun biraz da su içerisinde balık örneğindeki gibi kadir kıymet bilmeme de yatıyor. Yanında olan zaten cepte, dere geçilmiştir artık, dayı dan ayıya dönüş zamanı…

Biraz da sevgiyi ifade etme özürlü olmamızdan kaynaklanıyor olabilir bu durum. Yüzüne karşı ifadelerden biraz korkar, biraz çekiniriz, azcıkta şımarmasını istemiyoruz galiba…

Sanal, sosyal paylaşım siteleri aslında terkedilmişlerin birikmiş gazlarını bırakma alanları oldu ve az da olsa rahatlattı. O!!! kişi okurda anlar, neler kaybettiğini, onu ne kadar sevdiğimi umuduyla, yada pişman olurda bir umut ??!!! habire yaz babam yaz… Onların sayesinde Mevlana Can Yücel, Osho, vs vs adını sanını duymadığımız nicelerini ve sözlerini tanıdık, teşekkürler ayrıca )))  Sanal ortam daha cesaret verici belkide kim bilir???

Şarkılar, dinlerken hep seni söyler, senden ve benden bahseder, duygularıma tercüman olur, bazan reçete gibi, koy kendini oraya işte sizin için bir parça, Aaa birde şu vardı ” Aşkım bu bizim parçamız )))” !!! Bu farklı biraz…  Ağlatacak parçalar, gurbet ayrılığı parçalar, beddua-intizar parçaları, rakı mezesi parçalar, oflatan parçalar….velhasıl epey çoklar.

Ne yapmalı??

Dinleme!!! Çözüm ortada, dinleme!

En mutlu anımda bile arabada, radyoda denk geliyor bir damar, başlıyorum düşünmeye; ” kimi düşününsem şimdi, kim? kim? kim beni yaralayıp ta gitti? kime dön demeliydim? ”  :-)))))

Hemen değiştirmek gerek, dertsiz başa dert ekler ki zaten % 90 ımız dertli, bizde dertli olmayanı adamdan saymazlar misali, olmasa bile öyle bir görüntü çizerek prim toplarız…

Yaşam ağacının gövdesi biz, dalları sevdiklerimiz, yapraklarıda zevklerimiz olsa bir sorun yok aslında…Oysa biz gövdeye, karşıdakini koyunca, o gidince ağacı kurutmaya kalkıyoruz.   Bir spor uğraşın olsun (var mı???), Enstrüman??, edebiyat-şiir kulübü üyeliği?? gezi-dağcılık?? resim?? Sonra dostların olsun, farklı zevkleri ve nitelikleri olan arkadaşların; sinamaya gitmekten zevk aldığın ayrı, dini-siyasi-güncel  konular hakkında sohbet etmekten haz aldığın farklı olması gibi..Hepsini bir kaç kişiye yüklememk gerek derim… Böyle bir yaşamda gidenin yokluğu daha hafif atlatılır sanırım.

Şu şiir yazan şairlere bir bakın, genelde hopeless (umutsuz!!) tipler! onların melonkolisini yüceltip yaşamımızı, kendimizi daraltmamızın alemi yok. Yaşadımız zaman dilimi çok değerli, ve geri dönüşü yok. Geçen o değerli zamanı kaybetmemek lazım, değmeyecekler için asla!! Değenlere bile asla )))

Zalimin zulmü varsa, sevenin Allahı var :-)

Kalabalıklar içinde yalnız olmak her yüzyılda var ola gelen bir acı!

İnsan ne zaman yalnız kalır? Yalnızlığın acısını hisseder?  Ayrılıklarda mı belki evet ama beraberliklerde de yalnızlığı iliklerine kadar hisseder…

Tersten gidelim, neden insanlar sancılı da  olsa birlikteliklerini sürdürme çabasını güderler? Acaba dinlediğimiz duygulu şarkılarda, filmlerde bizim üzüldüğümüz asıl sebep ne? Her kes kendi acısına mı ağlar…

Yıllardır yaptığım danışmalarda o kadar farklı hikayeler duydumki, yaşanan acılar her bireyde ayrı ayrı ama hep ortak olarak yaşanmış…

Şaşırmaz oldum en ilgincine bile. Ama her kesin mazisinde hep bir ayrılık acısı, ya sevdiğinin ölümü, ya da sevdiğinden ayrı kalmak…Hikayeler hep dramatik ve farklı ama yaşanan aynı..

Her bir dertten ala, yaman ayrılık!!

Yokluğu hissetmek acıdır, çaresizlik kaplar insanı ve geri getirememenin verdiği ıstırap yakar insanı, cendereye alır ruhu…

YOK!! Yoğu bilirmisin yok işte…Yoklukta kişi  asıl var edeni keşfeder çoğu zaman, yaradanına döner yada tamamen isyanla uzaklaşır yaradanından, kendinden geçmek için ruhunu hiçleştirir…Alkol ve uyuşturucu haplar ardından gelir..

Sevilen yoktur artık, sadece acı hatıraları kalır geride, az da olsa güzelleri…Bir müddet oyalar kişiyi fakat, eşyalar, olaylar, ve mekanlar bırakmaz yakasını kişinin. Dinlediği acılı bir şarkıda koyverir gözyaşlarını yada gizlice akıtır içine…

Nedenler, sebepler sadece garnitür olur gidene…Hızlı gitmese ölmeyecekti, ben şöyle davranmasam terketmeyecekti… Oysa giden gitmiştir bir alın yazısı gibi!

“hani sonbaharda buluşacaktık, hazan geldi geçti, sen gelmez oldun, sen gelmez oldun…!!! ”  Bekle sen gelir diye..Giden gitmiştir.

Unutur mu insan?  Bazıları evet bazıları asla.. Gidenle gidenlerde çok olmuştur, acısını hafifletmek için gideni başkasında arayanlarda…

“”"BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK

Vara vara vardım ol kara taşa

Hasret ettin beni kavim kardaşa

Sebep ne gözden akan kanlı yaşa

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi

Nicesinin gül benzini soldurdu

Nicelerin gelmez yola gönderdi

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac’oğlan der ki kondum göçülmez

Acıdır ecel şerbeti içilmez

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm”"”

Her doğan canılı ayrılığı da tadacak, yokluğu da.. Bu acı herkese ait…Ve dünyanın her yerinde yaşandı ve yaşanacak…..

Ayrılıklar insanı silkelemeli ve bu dünyada biricik ve tek olduğunu yeniden hatırlatmalı derim. Sen varsan varlık devam ediyor, gidenle giden sadece gidenler..Ama kalan ise senin varlığın!!!

Nefes aldığın sürece sana bahşedilen hayatın hakkını verebilmelisin senle kalanlarla…

“Sana Şah Damarından Daha Yakındır Allah ; Günah mı Dedin Ondan Uzak Düşmek Günah…” Necip Fazıl

Yalnız olmadığını içine yolculuk yapıp yeniden aldığın nefesi hissetmeye başlayınca anlayacaksın ve diyeceksin ki “yalnızlık kendi varlığımla sona erdi, artık “bir ben var bende benden içre”

Çekilen acılar olgunlaştırır insanı, her yaşanan acı odun olur, harlar ateşini, pişirdikçe pişirir insanı…

Ayrılıkları böyle düşünmek gerek derim, her biri bir sonrakinin temeli kuvvetlendirir, yeniden yaşanacaklara bağışıklık sağlar…

Umulur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır. Umulur ki, sevdiğiniz bir şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi: 216)

Ne müthiş bir mekanizma ki direncini sana yeniden kazandırır, kırılan ümidin, bükülen dizlerin yeniden canlanır…

“”Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi bile olsa, dilsizdir. Gül solup da mevsim geçince bülbülden nağme duyamazsin”" der Mevlan Hz.

Dildeşi bulana kadar yalnızsın :-)

Kalın Sağlıcakla

Dr.Mustafa USLU

Psikolojik Danışman

Ay ve yıldızlar, dünya ve gezegenler, gece ile gündüz, yelkovanla akrep…

Bir semazen döner, aslında her şey döner…Sap döner keser döner, pilav üstü döner’in bunlarla pek alakası yok tabi. …

Dun, dunle gitti cancagizim!

“Hergun yeni bir yerden gecmek ne iyi,
Hergun yeni bir yere konmak ne guzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne ala!
Dun, dunle gitti cancagizim!
Neler soylemek gerekirse dune ait,
Bugun yeni seyler soylemek lazim.”

Mevlana

Oturunca oturup kalırız, geçmişi düşünmeye başlayınca çökmeye başlarız…Kederlenince ardı gelir, daha batarız çırpındıkça batağa…

Hareket-bereket meselesi yani, “titreyip kendimize gelmeli”, silkinmeliyiz hemen!!!

Bir zamanlar düşünce gücü ile ilgili bir kitap okumuştum, hani şu, içindeki gücü uyandır, hadi koçum başaracaksın, saldır, her şey sende diyen NLP cilerin verdiği gaz kitaplarından, kişisel bilmem nelerle ilgili olanlarından…

Kitapta salmasyon epey çok şey vardı ama özet olarak doğru değindikleri şey “olumlu düşünce” nin gücü idi.  Kanseri bile yenecek yegane güç belkide, ya da insanı kanser edecek “olumsuz düşünce” nin gücü…

“Derler ya duvarı nem, insanı gam yıkar” diye. Sanırım kastettikleri  bu olsa gerek.. Düşün düşün budur  :-) işin derler ya…olumsuz düşüncelerin pek bir getirisi yok vesselam…

Bi şey yapmalıııı hey!!

Oturuyorsan kalk, çene çalıyorsan sus tefekkür et, dışarı çık, nefeslen, aç bir kitap oku, güzel bir şeyler yapkendini yada birilerini mutlu et…Para biriktir, seyahat et. Yettiği kadar, atla belediye ya da kasaba otobüslerinden birine, son durağa kadar git bir gez oraları…

Az daha biriktir, Mardin, Urfa, Kapadokya, Bolu, Hatay’ı gez…Biraz daha palazlan dışarı açıl…

Hep konuşacağına biraz da yaz, az da dinle, boşuna yaratmamış yaradan 2 kulak bir ağız!!!

Kıssadan hisse.. Duran her şey ölür… Kalp durur, kan akışı, nefes…..

Ağacın büyümesi durur, sararır…

Bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, ihtiyarlık…..

Durağanlaşmamak lazım!!! Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya kısmıda yarısı ediyor Hadisi şerifin…Unutmamak lazım.

Duran her şeyi yer çeker!!! Fırlatın havaya, bir yerde yavaşlar durur yeniden geriye, yere…

Olumsuz düşünceler insanı durağanlaştırır, ve çorap söküğü gibi ardı gelir, zihin üzerine evhamlarını da ekler, boyuttan boyuta girer iç sesle  o düşünce..

İnsan emekli olunca yaşlanır, yaşlandığı için emekli olmaz derim.

İsterseniz deneyin, bir Cengiz Kurdoğlu tarzı, neden beni terkettin zalim, şer…fsiz falan ayarında bir müzik açın, ve aklınıza eskilerden sizi üzen bir sünepeyi getirin…Bakın ne oluyor???? :-) ))

Bir de tersini yapın; hani şu sabah programlarında meler gibi yere çökerek mikrofonu sallayarak uzun hava okuyan sanatçı!!lara ellerinde mendille ağlayanlara kameraların zum yaptığı programlardaki gibi, uzuzn hava biter de ardından: “hacel obasınııııı engin mi sandın….” bir anda közler silininir burunlar çekilir, eller havaya , mendil oldu halay mendili!!! 5 sn lik geçiş yeter, Tıpkı böyle işte, “mood” unuzun yaniiii havanızın bir anda değişmesi için değiştir müziği, güzel bir başarını, kazancını, sevdiğin birini(aynı zamanda sevildiğin!!!) anneni babanı, baharı kuşları böcekleri düşün bak neler oluyor hayatta!!!

Olumlu düşün!!! Haraket et, durmak yok yola devam, al kitabını da notunu da mutlu ol git :-) )

Kalın sağlıcakla

Mevlana Celaleddini Rumi
MEVLANA’ nın Yedi Öğüdü


Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörürlükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Seven advice of MEVLANA
in generosity and helping others be like a river
in compassion and grace be like sun
in concealing others’ faults be like night
in anger and fury be like dead
in modesty and humility be like earth
in tolerance be like a sea
Either exist as you are or be as you look

Şems’in (Şems’i Tebrizi) 40 Kuralı

Bu Kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Simdi artik eklenecek ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf, ne yeni bir kelime. Artik kırk kural da bittiğine gore, ömrü hayatımın son faslındayım.”
( Tebriz’ li Sems )

Şems’ in Kırk Kuralı (Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin, Sufi Mesreplilerin Kırk Kuralı)

1. Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2. Kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !

3. Kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4. Kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

5. Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

6. Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7. Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

8. Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.  Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

9. Kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10. Kural: Ne yöne gidersen git, doğu,batı,kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

11. Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Ssenden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12. Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13. Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca ,şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14. Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15. Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış birsanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

16. Kural: Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde belebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir , ne layıkıyla sevebilirsin.

17. Kural: Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18. Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır

19. Kural: Başkalarından saygı,ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20. Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi,hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek,kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22. Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdimi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

23. Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı , kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadırne tefritte. Sufi daima orta yerde…

24. Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak , buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25. Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26. Kural: Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27. Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28. Kural: Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

29. Kural: Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle”deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.

30. Kural: Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez kusur örter.

31. Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bunda ki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ,ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

32. Kural: Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama Kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama !

33. Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

34. Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35. Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36. Kural: Hileden,desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan !

37. Kural: Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.

38. Kural: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım ? Diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,yazık ! Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39. Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

40. Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde..

Teşekkürler Aytül Hanım Bu Güzel paylaşımınız İçin…

ÖZGÜVEN

11 yorum

Psikolojik Danışmada bize gelen danışanların büyük çoğunluğunda görülen en temel, çoğu zamanda sorunlarının kaynağında yatan sorun: Öz güven eksikliği!

Sanırım en temel varoluş problemlerinden birisi kişinin kendisi ile barışık olamaması. Yıllardır gözlemlerim; en güzeli,yakışıklısı, karizmatiği pek farketmiyor,  üzerindeki örtüyü kaldırınca hemen ortaya çıkıyor komleksleri, acımasızca bedenine yönelik eleştirileri, zayıflıkları, ideal imajinasyonları.

İlişkilerin sağlıksız olmasında, karşılıklı güven problemlerinde, sorunlu kişiliklerde, kavgacı ve uyumsuz bireylerde, intihar düşünce ve durumlarında genellikle özgüvenin yokluğu yada eksikliğini görürsünüz.

“Hocam; ayrıldım çok acı çekiyorum, yaşam anlamsız, unutamıyorum, başkasını düşünemiyorum…”  Bence büyük bir oranda cevabı özgüven eksikliğinde!

Özgüvenin eksikliği gittikçe silikleştirir kişiyi, çünkü çok iyi bilinmeli ki size karşı duyulacak güven, sizin kendinize duyduğunuz güvenle  doğrudan ilişkilidir. İşte ve yaşamdaki başarınızla da tabiki.

Öz yeterlilik ve benlik saygısı Özgüven den ayrı düşünülmemeli… Bu kavramlar internet ortamında epey yazılıp çizildi fazla ayrıntıya girmeyeceğim asıl benim üzerinde durmak istediğim konu :

“Evet, bende bahsettiğiniz sorun galiba var!! Eeee ne yapabilirim?” diyenlere biraz ipuçları vermek.

Sanırım maddeleyerek gitmek daha iyi olacak. Maddelerin önem sırası ve önceliği yok. Aklıma geleni ekliyorum. Bir de şunu da belirteyim her şeyi reçete gibi uygulamak zor, her kumaştan herkese aynı ölçülerde elbise de olmaz. Oku işine geleni al, hatırladıkça dene derim…

Neler Yapmalı? ya da Yapmamalı?

1. Doğru bir model bulun derim. Nasrettin hocanın eşşekten düşeni getirin misali, çevrenizde özgüveni yüksek birilerini gözlemleyerek  onların ilgili davranışlarına dikkat etmek  önemli sanırım. Rehberi karga olanın …:-)

2. Güzel ve farklı giyinmeye çalışın. Herkesin klasik giyindiği yerde güzel spor bir şeyler giymek bazan çok daha dikkat çekicidir. Unutmayın insanların ilk karşılanışı kıyafetleri iledir. Saçınız, takılarınız, seçtiğiniz renkler bir bütün oluşturmalı. Bunlarla ilgili kendinizi kötü hissettiğiniz bir gününüzü düşünün; muhtemelen günün geriye kalanında sizi etkilemiştir. Sizi yapacaklarınızda biraz geri itmiştir.

3.Vücut duruşunuzu gözden geçirin. Mıymıntı mı? Yavaş mı yürüyorsunuz?  Eğik ve kambur mu duruyorsunuz? Ezik, Emrah duruşumu hakim çehrenize? Yığılmış omuzlar?? Doğru gülümseyen her zaman kazanır. Gözden geçirilmeli!!

4.Kendinize güvenirmiş gibi hareket edin , ardı gelecektir. Öncelikle kendinize güvenmeye başlayın, sizin inanmadığınız yanlarınıza başkaları hiç inanmayacaktır.

5. Şükür duygunuzu sıcak tutun. Elde ettiğiniz geçmişten buyana başarılarınızı, verdiğiniz sınavları, diplomaları, varsa büyüttüğünüz çocuklarınızı, ve hepsinden önemlisi bedeninizi ve organlarınızı, sağlığınızı hatırlayıp şükredin. Sizin bir sonraki adımınız için sağlam bir sıçrama tahtası olduğunu göreceksiniz. Başarısızlıklarınızdan ders alarak enerjinizi başardıklarınıza ve başarabileceklerinize vermeniz daha akıllıca sanırım.

6.Başkalarına güzel iltifatlarda bulunun. Ne zaman özgüvenimiz düşse etraftakileri eleştirmeye başlarız. Bu döngüyü kırmanın yolu olumlu enerjiyi diğer insanlara yansıtmaya başlamak sanırım.

7. Kim olduğunuza, kendinizle ilgili neleri sevdiğinize ve arkadaşlarınızın sizde hangi özelliklerinizi sevdiğine odaklanın.

8- Bulunduğunuz ortamlarda, ortalarda, gerilerde olmak, oturabilmek için çaba sarfetmeyin. Özgüveni olan her zaman öndedir bence!!

9. Kendinize her zaman küçük hedefler oluşturun ve her başarıda kendinizi mutlaka ödüllendirin. Kendi sınırlılıklarınızın ve yeterliliklerinizin ne olduğunu bilerek davranın ki enerjinizi boşa harcamayın.

10. Günceli takip edin. Sinema, dizi, kitaplar vs. Okumaya başlarsanız söyleyecek sözünüz de olur. Ortamda dut yemiş bülbül gibi bakınmaktan alıkoyar.

11. Kendinize bir uğraş, hobi bulun. Olursa 1 den fazla olsun derim. Bir spor dalı, enstrüman, koro, resim, hat tezhip….ne tutarsa!! Size extradan karizma da katar, konuşabileceğiniz etki alanları da..

12. Konserlere gidin!!

13. Özel amaçlı oluşmuş ilgi grupları ile tanışın. Severseniz şiir grupları, dağcılık gezi grupları, keleynağı koruma  vs… Buralarda yeni ve sil baştan kendinizi oluşturabilir, yeni insanlarla tanışabilirsiniz.

14. Tanışmak,  iletişime geçmek istediğiniz kişilere karşı daha cesurca davranarak, ilk adımı siz atın. Çok öğrencimi tanıdım ” hocam aslında yıllardır yanınıza gelmek, sizinle konuşmak istedim ama….” Bana bile bunu diyorlarsa :-)

15. Sükut bazan altın değildir!! Biliyorsanız ve yeri ise konuşun. Konuşurken kararsız ifadelerden kaçının, yani eveleyip gevelemektense daha emin konuşmayı tercih edin. İnanmadığınızı söylemeyin. Jest ve mimiklere de biraz çalışın derim.

16. Kendinizi diğerleri işe yarışa falan sokmayın. Kendiniz olun ki çakma birileri gibi olma çabasında  hep daha iyidir. Etrafta çakma Polat Alemdarlardan, Tarkanlardan, Gülben Ergenlerden geçilmiyor. Kendi tarzınızı yaratın bence.

17. Egzersiz ve spora önem verin. Fiziksel görünüm ne kadar da göz ardı edilmeye çalışılsa da önemini hepimiz biliyoruz. Ben uzun bir aradan sonra yeniden başladım salona ve yüzmeye :-) ( balkon beni rahatsız etmeye başladı da)

18. Erkekler için bir saç sakal traşı, herkes için güzel kokular bazan çok şeyi değiştirebilir. İ feel goooooood! dedirtebilir.

19. Enerji emici vampirlerden uzaklaşın :-)

20. Kimse ile siyasi tatışmalara girmeyin derim. Bu yaşıma kadar hiç fikrini değiştirene raslamadım tartışmalarda…

21. Türk filmlerindeki köylü kızlarının, uzman eşliğinde  değişimi gibi, bir bilene danışarak değişimlere açık olun… Yıllardır sizin tarzınızda olmadığını gördüyseniz, değişime ve yeni fikirlere açık olun, ama sizden daha zevkli birisinden!!

22. Yeni yerler ve insanlar tanımaktan çekinmeyin. Seyahat edin. Bizde bu biraz zor hocam,diye  düşünebilirsiniz ki İtalyan kadının başına gelenler malum!! Çoğu gençler bir sırt çantası ile epey ülkeyi gezebilmekte…Hiç olmadı atlayın bir belediye otobüsüne, adını duyupta görmediğiniz yakında var olan semtleri gidin gezin evde pineklemektense…

23.Önemli bir konuşmanızdan önce başlıkları bir kağıda yazıp ayna karşısında yüksek sesle 1-2 dakika kadar konuşun derim. Konuşurken yavaş, ama karalı uygun ses tonunda konuşmak özgüveninizi gösterir.

24. Konuşmalarınızda sık sık kendinizi övmekten ya da tersi kendinizi şikayet edip sızlanmaktan kaçının. Fazla tevazuya da gerek yok. ne iseniz o sunuz :-)

25. Bu son olsun! Bu da benim sana ayrılırkennnnn hediyem olsun heheheee, sardı valla…

Kalın Sağlıcakla…

Dr.Mustafa Uslu